Bir ayı bitirip ikincisine başladığımız evde kalışlarımızda, bütün sevdiklerimizden uzakta bu günlerin geçmesini bekliyoruz. Baki olan yalnızca Allah’tır. Gerisi ölümlü yani gelip geçicidir. Bu virüs de geçecek. Dünyamız iki büyük savaş görmüş, dörder yıl süren ve milyonlarca insanın hayatını kaybetmesiyle sonuçlanan. Bu günlerle o savaş dönemlerini kıyaslamak ne kadar doğru olur bilmem ama acılı ve yokluklarla dolu günlerle mukayese edince halimize binlerce kere şükretmemiz gerekiyor.
Bu günlerin en büyük mağdurları sanırım yaşlılar ve çocuklar. Yaşlılar, bilhassa yalnız yaşamak zorunda olan yaşlılar çok zorlanıyorlar. Onlara moral vermek ve onları daima düşündüğümüzü hissettirmek adına, bir torun ve bir anneanne ağzından dedeye ve toruna mektup yazdım. Belki içinizden bu mektupları okuyan birilerine ilham verir de sevdiklerine mektup yazılmasına vesile olurum düşüncesiyle yazdım bunları. İsteyen dede yerine anneanne/babaanneyi veya torun yerine evladını koyarak değiştirebilir.
Torundan dedesine mektup:
Sevgili Dedeciğim,
Sokağa çıkmayarak evde kalışımızın 35. günü. Bu kadar uzun süre evde olduğum en son zaman bebekliğimdi sanırım. Ondan sonraki zamanlarda gerek ailemle gerekse büyüdükçe tek başıma, daima dışarılarda olduk. Bu da böyle bir dönemmiş, gönüllü ev hapsine talip olduk.
Dedeciğim, nasılsın, iyi misin? İnşallah bir sağlık sorunu yaşamıyorsundur, yaşamazsın da. Hasta olma lüksümüzün bile olmadığı zamanlardayız, aman, lütfen kendine dikkat et! Hastaneler mikrop kaynıyor, sağlam giren hasta çıkar.
Biliyor musun, yediğim her yemekte, içtiğim her yudum çayda ben seninleyim. Her an aklımdasın. Acaba şu anda dedem ne yapıyordur, yemeğini yemiş midir, konuşacak insan bulamamak nasıl bir histir, diye durmadan düşünüyorum. Anneannem öldükten sonra sen çok yalnız kaldın. Hep kalabalığa alışmış, kalabalık bir ortamda yaşamış bir insan olarak bu durum sana çok zor geliyordur. Hele anneannem gibi söz üstadı, muhabbet ustası, şen şakrak bir hanımın vefatından sonra… Her yer bomboş kalmıştır. Ne yapalım ki kaderin hükmüne sözümüz geçmiyor. Vadesi dolan asıl yurduna göç ediyor.
Allah sana sağlık afiyet versin dedeciğim. Bu günler de geçecek, biliyorsun.
Televizyon ve telefon bir nebze de olsa yalnızlığını gideriyordur. Ben sana telefonun ahizesi kadar yakınım. Ne zaman konuşmak isterse canın, ben buradayım. Beni hep yanında farz et. Seni çok seviyorum dedeciğim. Bu sıkıntı verici zamanların yıldırım hızıyla geçeceği ve ellerini öpüp sana doya doya sarılabileceğim günlerin hayaliyle avunuyorum. Selemlarımı ve iyi gün dileklerimi lütfen kabul et. Güzel günlere… / Torunun Ahmet
Anneanneden torununa mektup:
Güzel Torunum, Gül Kokulum, Rana’m,
Korona denilen bir mikrop sebebiyle bütün sevdiklerimizden ayrı kalarak evlere kapanalı bugün tam 35 gün oldu. Bana yüz yıl kadar uzun gelen bu günlerin en zor tarafı senden ayrı kalmak. Ben senin o tatlı gülüşünle, bıcır bıcır konuşmanla, hayat enerjinle dünyanın meşakkatlerine daha kolay katlanıyordum. Bu günler enerjim düştü, bunun sebebi gözle görünmeyecek kadar küçük bir virüs.
Gözle görünmeyecek kadar küçük olan o virüs, kendinden beklenmeyecek bir hızla ciğerlere ulaşıp girdiği organı mahvediyor, bunu biliyorsundur. Sonrasında nefes almak da nefes vermek de çok büyük bir sıkıntı, bir eziyet haline dönüşüyor. İşte bu eziyetleri çekmemek ve çektirmemek için, bizim yüzümüzden sevdiklerimiz zarar görmesin diyedir ayrı kalışımız bir tanem. Ben sizlerin hasta olmamanız için ve biz hastalanarak size üzüntü vermeyelim diye sizlerden uzak duruyorum, zira bütün uzmanların, doktorların tavsiyesi bu yönde.
Yine de gül yanaklım, fesleğen kokulum, biriciğim, ne zor geçiyor bu günler bir bilsen. Senin sevdiğin yemekleri yaparken sana yapıyormuşum gibi, sen yiyecekmişsin gibi bir neşe kaplıyor içimi. Sonra sofraya oturunca senin yiyemediğin ama çok sevdiğini bildiğim o yemek bana hiç lezzetli gelmiyor. İşte o zaman anlıyorum ki aslolan yemek değilmiş, aslolan sevdiklerinle yemek, sevdiklerinle bir yemeği paylaşmakmış.
Hep böyle değil midir, paylaştıklarımız bizi mutlu eder. En kıymetli zamanlar sevdiklerimizle ve kahkahalarla geçirdiğimiz zamanlardır.
Biliyoruz ki bu günler geçecek. Yıllar boyunca Korona korkusuyla geçirdiğimiz bu günleri anlatacağız. Hem biliyoruz ki hiçbir şey kalıcı değil. Bu da geçer ya hu, diyerek ve sağlığımıza dikkat ederek virüsün bittiği haberini bekleyeceğiz.
İşte o gün, dünyanın en mutlu insanı ben olacağım. O gün sana kavuşacak ve seni göğsüme sımsıkı bastıracağım. Seni ta içimde hissedecek, güzel yanaklarını öpmelere doyamayacağım. Yine şen kahkahalar atacağız, yine birlikte çok eğleneceğiz. O güne kadar seni Allah’a emanet ediyorum canımdan içre canım. Sevdiceğim. Güzel torunum. Geleceğe çevirdiğim bakışım olan gözlerinden öperim. / Seni çok seven anneannen
***
Mektup yazmak zor gelmesin, çünkü onu alan kişi sizin yazı karakterinizde yüzünüzü görecek, sesinizi duyacak, sizinle konuşacak, gönderdiğiniz mektubu tekrar tekrar okuyup moral kazanacaktır. Üşenmeyin, yazın lütfen hatta isterseniz kopyalayın. Onları düşündüğünüzü bilmeliler.
Özgürce ve korkmadan dolaşacağımız güzel günlere…

