Itır ve Itriyat

Eviniz kutu gibi küçücük bir evdi,
Sarmaşıklarla balkonu örtük bir evdi;
Güneşin batmasına yakın saatlerde
Yıkanırdı gölgesi kuytu bir derede.
Yaz, kış yeşil bir saksı ıtır pencerede;
Bahçende akasyalar açardı baharla.
Ne şirin komşumuzdun sen Fahriye Abla!

***

Ahmet Muhip Dıranas’ın bu pek sevdiğim şiirinde Fahriye Abla, eviyle, kıyafetiyle, gülüşüyle, evliliği ile hâsılı ona ait pek çok şeyle şairin hafızasında yer ederken pencerede yaz kış daima yeşil olan, yeşil kalan bir çiçekten de bahsetmeden duramıyor şair: Itır.

Günümüz gençleri muhtemelen bu çiçeği bilmezler. Şimdi sıklamen, orkide, sukulent, kaktüs cinsi çiçekler moda. Belki yaz gelince mis gibi kokusuyla ve sivrisinekleri camdan uzaklaştırmasıyla meşhur fesleğeni de bilirler. Bahçeli evlerden apartman dairelerine sıkıştığımızdan mıdır nedir, çiçek de hayatımızdan gün geçtikçe uzaklaşıyor. Buna biraz da tembellik eklenince çiçeksiz balkonlar, çiçeksizlikten boynunu bükmüş pencereler ve hatta git gide balkonsuz evlere hapsoluyoruz, kafesteki kuş misali. Gençler çareyi minik terrarium sahibi olmakta buluyor. Hem modaya uygun, hem az yer kaplıyor, hem fazla bakım istemiyor hem de uzun zaman yaşıyor içindeki sukulent tarzı çiçekler. İsmi de cafcaflı. Terrarium… Ne kadar modern!

Halbuki ıtır denince benim gözümün önünde minik bir buket canlanır. Eceabat yöresi köy düğünlerinde nişanlı kızların kulaklarının üst kısmında duran, başlarına taktıkları krebe tokayla veya iğneyle tutturulmuş minik bir çiçek buketi. Bu buketi hazırlama görevi kayınvalidenindir. Nişanlılık süresi ne kadar uzarsa uzasın, her düğünde muhakkak hazırlanan, gelinin başına takılan ve tanıyan tanımayan herkesin, kızın nişanlı olduğunu anlamasını sağlayan buket.

Köy düğünleri genellikle harman sonu denilen ve Ağustos ayının sonlarına denk gelen zamanda yapılır köylerde. Çiftçiler o zamana kadar tarladaki mahsulü toplamış, beden gücü isteyen işleri sonlandırmış olurlar. İşte bu zamanlarda bahçelerde gül çiçeği pek bulunmasa da hemen her evin bahçesinde karanfil bulunur. Bir veya iki karanfil, bir iki yaprak ıtır ve minik bir dal fesleğen bir araya getirilip makara ipiyle sap kısmından sarıldıysa, gelinin çiçeği hazır demektir. Düğünün en ağır misafirlerinin de geldiği “Çarşamba düğünü” denilen bölümünde, düğünden hemen önce nişanlı kızın kayınvalidesi gelininin evine gidip buketi bırakır. Gelininin ne giyeceğine bir göz atar hatta giyinmişse çiçeği bizzat gelin kızının başına takar.

Genç ve güzel bir gelin gördüyse bir kız çocuğu, çiçek de böyle yeşilli-pembeli veya yeşilli-kırmızılıysa, küçük bir çocuğun hafızasına ilk gördüğü andan itibaren nakşedilmiş olması ve torun sahibi olduğu şu yaşına kadar unutulmaması normaldir.

Düğünlerde oynamak için önce evlenen gelin hanım ve sağdıcı oyun yerine çıkar, onlar şöyle bir iki dönüp yerlerine oturduğu zaman nişanlı kızlar teker teker ortaya gelirler. Karşılarında görümce veya elti olduğu halde biraz oynayıp dururlar. Nişanlı kızın kayınvalidesi düğün hediyesi olarak hazırladığı bohçayı açıp içindekileri yenge hanım vasıtasıyla gelinin omuzlarına teker teker koyar. Düşecek gibi veya mahremiyeti olan eşyalar çabucak kız tarafından biri eliyle toplanır, bohçadaki her eşya böylece sergilendikten sonra bütün eşyalar bohçaya tekrar konur ve düğün bitiminde kız annesi bohçayı kız evine götürür. Sadece çiçek kalır nişanlı kızda o günün düğünü bitinceye kadar, şu Itır, karanfil ve fesleğenden oluşan muhteşem kokulu minik buket…

Itriyat kelimesi de ıtır çiçeğinden türeme bir kelimedir. TDK’ya göre “sürünülecek güzel kokular” anlamındadır ıtriyat. Yakın zamana kadar parfüm, makyaj ve güzellik malzemeleri vb.gibi kişisel bakım ürünlerinin genel adı olan ıtriyat ve bunların toplu satıldığı ıtriyat depoları, gençler tarafından artık bilinmez. Bu cânım kelime, ismiyle bile güzel kokuyu çağrıştıran ıtriyat, maalesef yerini “kozmetik” denilen (aslı Fransızca “cosmetique” )kelimeye bırakmıştır. Arapça Farsça kelimeleri dilimizden atıp saf dil elde etmek saflığı(!), sadece bize mahsus olsa gerek.

Itır, Turnagagasıgiller familyasından, Pallargonium cinsinden olup14-40cm boylarında, Haziran-Temmuz aylarında morumsu-pembe çiçekler açan çok yıllık otsu bir bitkidir. Nazlı değidir, beslenmek için özel bakıma da ihtiyaç duymaz. Sadece uzun süre susuz bırakmamak yeter. O, size mis kokulu yapraklarıyla ve yazları açan minik ve renkli çiçekleriyle hizmet etmeye, kokusuyla hayatınızı güzelleştirmeye devem edecektir.

İsmet Barlıoğlu, bu çiçeğin ismini verdiği “Itır Kokusu” şiirinde şöyle der sevdiğine:

Gözlerinde fecrin körpe uykusu,
Saçların başının sırma puşusu,
Yüzünde rengi var yaz aylarının,
Teninde bir tatlı ıtır kokusu.

***

Bazı şairler, şiirlerinde ıtır çiçeğinden “Sevdamızın ıtır kokusu” olarak, bazıları “Itır ıtır demleniyor ömrüm” diyerek bahsetmişlerdir. Yazar Safiye Erol da “Kadıköyü’nün Romanı” isimli kitabında bu çiçekten şöyle bahseder:

 “Hep birlikte öğle yemeğini yedikten sonra Nesrin’in odasına çıktılar. Oda, mâlûm tarzda döşenmişti; beyaz mobilyalar, mavi döşemeler, pembe abajur… Nesrin’in çocukluk yâdigârları, bebekler, oyuncak ayılar, boynu kurdelâlı köpekler ve birçok saksı yerde, etajerde, masada, pencere içinde birçok saksı: Palmiye, ıtır, sardunya kuşkonmaz… Klasik bir genç kız odası…”

Çok uzun yıllar hayatımızda yer alan bu kelime ve bu çiçek, umarım bundan sonra da bizimle yaşamaya devam eder. Dilimizden attığımız her kelime hafızamızın güzelliklerinden bir kısmını da beraberinde götürüyor. Itriyatı atıp yerine parfüm kelimesini getirdiğimizde bir çiçeği, evlerimizin ortak süsü olan bir çiçeği ve bütün güzellik malzemelerinin ortak adını da atıyoruz. Sevgilinin kokusunun “ıtır” a benzediğini, ömrün “ıtır ıtır” demleneceği ifadesini, gelin kızların başlarının yan tarafına taktıkları çiçek kültürünü, hâsılı pek çok şeyi de atmış oluyoruz. Halbuki bunlar bizim hafızamız, ata yâdigârlarımız, geçmişimiz, kökümüz… Köksüz insanın köksüz bitkiden ne farkı var?

Birkaç defa bu çiçeği dikmeye yeltendiysem de başaramamıştım. Azmin elinden ne kurtulur? Şimdi balkonumda bir saksı çocukluk hatıram var ve onlar bu bahar güneşinde yeni, taze, yemyeşil sürgünler vererek ve mis gibi kokular saçarak beni mutlu ediyorlar.

Itır kokulu günlerimiz olsun, dilerim yeni nesillerimiz bunları bilerek büyüsün!

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir