Bilmek!..
Neydi bilmekten maksat, neyi bilmek, neden bilmek, nasıl bilmek?..
İnsanlığın düşünce tarihinden bugüne kadar gelip de o sessiz satırlara dökülen ve sonsuzluğa doğru yolculuğa çıkan bilgiyi mi bilmek idi bilmekten maksat…
Mutasavvıflar insanın varlık nedenini, “Allah’ı bilmek” olarak açıklar. Allah gizli bir hazine iken bilinmeye duyduğu sevgiden ötürü varlıkları yaratmıştır. Bu sebeple insanın varlık nedeni Allah’ı bilmektir. Bu anlayışa göre insanın bilmeye karşı duyduğu doğal eğilimin sebebi Allah’ın onu bilmesi için yaratmış olmasıdır. Peki, insan neyi bilmek ister? Allah insanı kendisini bilmesi için yarattığından insan yapısı gereği, aslında ilk önce “Allah’ı bilmek” istemektedir.
Peki, insan Allah’ı nasıl bilecek? Men arefe nefsehu fekad arefe Rabbehu. “Kendini (nefsini) bilen Rabbini bilir.” İbn Arabî bu hadisi su-buz ilişkisi ile açıklar. Buzun aslı sudur ve aslında buzun sudan başka bir varlığı yoktur. Buz suyun farklı bir görüntüye bürünmüş şeklidir. Bunun gibi eşyanın varlığı da Hakk’ın tecellisinden başka bir şey değildir. İnsan her yerde her şeyde Hakk’ı gördüğü zaman kendini de bilmiş olur, maksadına da tam anlamıyla ulaşmış olur.
Kendini bilmek ve Hakk’ı bilmek adına elbette çok şey söylenmiştir, yazılmıştır âlimler, mutasavvıflar tarafından ama en özlü ve en güzel deyiş Yunus Emre’den gelmiştir.
İlim ilim bilmektir
İlim kendin bilmektir
Sen kendini bilmezsin
Ya nice okumaktır.
Allah-u Te’âlâ’nın Hazreti Peygambere ilk hitabı “Oku!”dur. Yalnız burada okumaktan maksat yazılı bir metin değildir. Kur’an-ı Kerîm’in ifadesiyle Kur’an, “Kendilerine ilim verilenlerin sadırlarında bulunan apaçık ayetlerdir.” [1] Tasavvuf ehli işte bu sebepten sadırları satırlara tercih eder. Gökte ve yerde bulunan her şey adeta bir ayettir. Ve bu ayetleri okumak da insanın öncelikli vazifesidir. Böylece okunan her ayet okuyabileni Hakk’a taşıyan bir Burak olur. Ve kesretten vahdete erişir.
Okumaktan mâ’nâ ne kişi Hakk’ı bilmektir
Çün okudun bilmezsen ha bir kuru emektir
Evet, okumak satırdan sadıra doğru yol almalı ki hakikate ulaşsın insan da Yunus gibi…
Dört kitabın mâ’nâsı bellidir bir elifte
Sen elifi bilmezsin bu nice okumaktır
Yiğirmi dokuz hece okursun uçtan uca
Sen elif dersin hoca mâ’nâsı ne demektir
Tasavvufta her harfin ayrı bir anlamı vardır. Elif alfabenin ilk harfidir ve Allah’ı sembolize etmektedir. Yunus’a göre “elif”i bilmek” Allah’ı bilmek demektir. Allah isimdir ve o ismin müsemmâsı onun zâtıdır. Harf zuhûru ifade ederken tüm harflerin kendisinden türediği nokta zâtı sembolize eder. Bütün harfler bir noktayla başladığı için harflerin aslı olan “nokta” tevhîdin sembolüdür. Bu anlayış Hz. Ali’ye atfedilen bir rivâyete dayanmaktadır. “Bütün semâvî kitaplarda ne sır varsa bunların hepsi Kur’an’dadır. Ne sır ki Kur’an’da vardır, hepsi Fâtihâ’dadır. Ne sır ki Fâtihâ’da vardır hepsi bismillah’tadır. Ne sır ki bismillah’ta vardır hepsi bâ harfindedir. Ne sır ki bâ’da vardır altındaki noktadadır. O nokta ki bâ’nın altındadır işte ben o noktayım.” Yine ilmin kapısı Hz. Ali’ye atfedilen “İlim bir noktadır câhiller onu çoğaltır” ifadesi, asıl ilim vahdet ilmidir. “Her neye dönerseniz dönün Allah’ın yüzüyle karşılaşırsınız.” [2]
Yunus, vahdet yoluna gelmiş, her neye baksa Allah’ı görmüş, ondan gayrısını istememiş, bir hırka bir lokma ile tüm gönüllerde yüzyıllar öncesinde olduğu gibi bugün de taht kurmuştur. Ve sanki Müslüman’ın tarifi olmuş, “Yunus gibi dosdoğru olmak.”
Evet, Yunus gibi dosdoğru olmalı, eğri söze yer vermemeli gönül ikliminde ve şekilden öze inmeli, inmeli de Yunus gibi olmalı, Yunus olmalı…
Sonra ilim de âlim de bilgi de bilmek de eşyada eşyayı halk edeni görmek de Yunus gibi olmaktan, Yunus olmaktan geçerdi…
Vesselam…
Menekşe ÖZKAYA
Kaynakça
TATÇI Mustafa, Yunus Emre Divanı, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, 2012, Ankara
İZ Mahir, Tasavvuf, 1981, İstanbul
BANARLI Nihat Sami, Resimli Türk Edebiyatı Tarihi, 1983, İstanbul
ERŞAHİN İbrahim, Yunus Bir Söz Söylemiş Hiçbir Söze Benzemez, 2008, İstanbul
[1] Ankebût Suresi/ 49
[2] Bakara Suresi/ 115

